;

Salı, Ocak 08, 2013

  Seni bilmem ama ben Türkçe bildiğimiz bir şarkıyı bir yerlerde yabancı dilde duyunca çok mutlu oluyorum. 'Aaa' diyorum hemen 'falancanın şarkısı bak sen'. Çok maharetmiş gibi de Türkçe eşlik ediyorum şarkıya. Demek istediğimi örneklerle açıklayacağım şimdi.  


 Aslında Milva diyor ki; 
"se c'è chi ha colpa quello sei tu 

da troppo tempo son cambiata e sai perché 
tutto il mio slancio si è spezzato contro te 
sì tu sei forte più di me non domandarmelo però"

  O da Türkçe "uzun zamandır değiştim sen neden olduğunu biliyorsun 
sana karşı bütün hevesim kaçtı 
evet sen benden daha güçlüsün ama sorma sakın 
bu zevki sana vermeyeceğim " ki bizim 'söyle buldun mu aradığın aşkı'ndan bambaşka bir anlamda ve ben buna elbette ki bizim bildiğimiz anlamda eşlik ediyorum. 


Aslında Pussycat Dolls diyor ki; 
"Oh as long as I know how to love
I know I'll be alive
I've got all my life to live
I've got all my love to give
I'll survive, I will survive"  
ki bu da az çok bizim 'döndüm bak her şey bambaşka olacak'ın aşkın bitme kısmı gibi daha çok. Bir adım öncesinin şarkısı. 


Aslında Jose Feliciano diyor ki; 
"I'm just a gypsy who gets paid 
For all the songs that I have played
And all the records that I have made
I'm part of a caravan"  
bunun açılımı daha komik oluyor. Bir çingenenin oradan oraya sürüklenmesini anlatırken bizim 'yalnızım ben çok yalnızım'ı birebir hatırlatıyor. Çok da severim Nil Burak'ı.(Issız Adam ne güzel filmdi.)


Aslında Noelle Cordier diyor ki; 
"Même si je n'ai plus de voix pour t'appeler
J'aurais encore mes mains pour te chercher
Et si je n'ai plus de mains pour te guider
J'aurais toujours mon cœur pour te garder" 
Türkçe karşılığı 'seni aramak için hiçbir sebep olmamasına rağmen ellerin bana rehberlik edecek, kalbim ellerini tutmak için her zaman orada olacak' gibisinden bişeyler ama bizim 'haykıracak nefesim kalmasa bile ellerim uzanır olduğun yere' de fena değil hani. Mis gibi hatta. 


Aslında Mary Hopkin diyor ki; 
"Those were the days my friend
We thought they'd never end
We'd sing and dance forever and a day
We'd live the life we choose
We'd fight and never lose
For we were young and sure to have our way.
La la la la..."  
Türkçe çevirisi de aynı tatlılıkta:
 "ne günlerdi onlar
hiç bitmez sanırdık
dans ederdik senle sabahlara dek
yaşardık gönlümüzce
yenilmezdik asla
çünkü gençtik yolumuzdan emindik
la la la la la la" 
imiş. Bizde de hemen hemen aynı ve sevimli şarkılardan. 

Son olarak Dalida ve Alain Delon diyor ki; 
  Bildiğimiz 'palavra'nın aynı anlamlarıyla 'paroles'(sözler/boş sözler anlamında) karşımıza çıkıyor. Asıl bu şarkıyla ilgili bir anım var diye sona sakladım. Malta'dayken bir gün İtalyan restoranına gitmiştik. İtalyan bir adamla tanışmıştı oda arkadaşım Petra. Gelenektir, herkes kültürünü aşılamaya çalışır. Normalde takmasan bile en kıyak milliyetçi olursun böyle ortamlarda. Neyse bu şarkı çaldı birden. Grace de es kaza 'ne güzelmiş bu şarkı' deme gafletinde bulundu. Ben diyorum bu bizim şarkımız çok güzeldir, İtalyan adam(adını hatırlayamadım şimdi) diyor ki yok canım bizim şarkımız. Bir adım öne geçmek için bende Grace' e bizim şarkının nakaratını ezberlettim. Anlamını da az buçuk çevirdim ki hep aklında kalsın. Ve şimdi Grace bunu Kore'ye gidince yakın arkadaşlarına falan da öğretir. Paroles halt yesin, en büyük Palavra. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder